SU

1.5M ratings
277k ratings

See, that’s what the app is perfect for.

Sounds perfect Wahhhh, I don’t wanna
annemyunansevermi

Vesikalı Yarim üzerine bir Blog

annemyunansevermi

image
image

Eğri oturup doğru konuşalım. Türk sinemasının en “en” üç filminden biridir Vesikalı Yarim. Üstüne sadece sayfalarca yazı yazılmaz, üstüne akademik makaleler, tezler yazılır. Sait Faik’in bir hikayesinden uyarlanan film 1968 yılında Lütfi Akad tarafından çekilmiş. Yıl da bir hayli manidar, değil mi? O yıl Altın Portakal’da en iyi ikinci film ödülünü almış. Bilin bakalım birinci olan hangi film? İnce Cumali. (Evet ben de adını ilk defa duyuyorum.)

Filmin iki ana izleyicisi varsa eğer bunlar anlatılan aşkın büyüsüne kapılanlar ve işlenilen olayı toplumsal gerçeklikten koparamayanlar olarak ayrılabilir. İyi işlenmiş bir aşk hikayesine karşı koymayı hiçbir zaman başaramamış biri olarak ikisine de eşit uzaklıkta olduğumu söyleyebilirim çünkü film bittikten sonra aklıma çakılı kalan final sahnesi değil, Halil’in evine döndüğü sahne oldu -geçiştirmek için değil, spoiler miktarını minimumda tutmak için böyle diyorum. 

image

Bu filmi modernleşme kuramı ve toplumsal cinsiyet dinamikleri üzerinden okumak mümkün. İlginçtir ki Lütfi Akad’ın “Aşk Üçgeni” üçlemesinin ilk filmi olan Vesikalı Yarim’de üçlemedeki diğer filmlerin aksine sınıf çatışması göze çarpmıyor. Ancak adının neden Seninle Ölmek İstiyorum olduğunu anlayamadığımız 1969 yılında aynı baş oyuncularla çekilen 3. film adeta bu duruma antitez olarak olarak modernleşme eleştirisinin sınıf eleştirisine yedirilmesiyle yapılmış, ama başarılamamış bir film. İkisinin arasında kalan ve 1968′de çekilen Kader Böyle İstedi bu konuda ilginç bir yerde. Ağır Sevmek Zamanı etkisiyle Akad’ın modernizm-sınıfsallık hassasiyetini çok çok daha iyi bir biçimde işlemiş.

Vesikalı Yarim’i büyüleyici bir film yapan “Aşk Üçgeni”ndeki üçüncü köşeyi tam olarak idrak etmemizi önleyebilmesi, bunu sonsuz öz muhakemelere açık hale getirmesi. Bu, üçüncü kişinin nerdeyse görünmez biri olmasının yanında gerçekte böyle biri olup olmadığını bize sordurması ve hatta üçüncü kişinin toplumsal koşullandırmalar, köklenmiş gelenekler, aile bağları, bireyin sorumlulukları olabileceğini düşündürmesinde açıkça gözüküyor. Mesela Seninle Ölmek İstiyorum’un üçüncü kişisi parmakla gösterilebilecek önyargısal, zengin, yaşlı, antipatik ve kötü koca olduğu için bu, iyi bir film olması önündeki büyük engellerden biri. 

image

Oyuncu seçimi üzerine ne söylenebilir ki. İdealar dünyasındaki Türk kadın ve erkek tipinin izdüşümü adeta. Bu üçlemenin üçünde de oynayan İzzet Günay muhakkak Akad’ın “ideal ve cool” erkek anlayışını perdeye en iyi yansıtabilecek kişi. Hoş, bu Akad’a özgü bir tip değil elbette. Yağmurlu haftasonlarında denk gelinen Yeşilçam Kuşağı esnasında yapılan favori jön tartışmalarında annemin biz gençlerin adını pek duymadığı Günay’ı anması boşuna değilmiş. Vesikalı Yarim Günay’ın izlediğim ilk filmiydi ve çabucak annemin seçiminin nedenini anladım. Filmdeki rolünden öte, özellikle kadın izleyiciye bu toplumda uzun yıllardır erkeklikle özleştirilmiş her şeyi tek pakette sunuyor gibi. Her ne kadar çok iyi seçimler olmasa da sanırım betimlemek için “ağır” ve “güvenilir” diyebiliriz. 

Türkan Şoray kendisi zaten Türk sinemasında Türk kadınının en idealize edilmiş hali. Bu imajının yaratılmasında nispeten erken dönem Akad filmlerinin etkisini de kayda değer olmalı çünkü Akad Şoray’ı en dişi haliyle göstermeyi seçmiş -istemiş? Bunda rollerin de etkisi vardır tabi ama gördüğümüz kadın yeni kuşağın 2010lu yıllarda Dolce & Gabbana gibi geleneksel dişiliği kutlayan ve bunu Sofia Loren ve Monica Bellucci gibi kadınlarla yapan markaların yaptığını gördüğü gibi bir imaja sahip. Filmde bu Halil’in Sabiha’nın parfümü ve küpelerine dair söyledikleriyle de dile geliyor zaten. Küpe demişken de, ya dönemin ağır modası buydu ya da Akad’ın bireysel bir küpe zaafı vardı. Her iki filmde de Şoray’ı sıfır kolye ve dillere destan küpelerle görüyoruz.

Bu ikilinin birlikte Türk çift normunu temsil etmesinin bir diğer örneği Birleşen Yollar (1970). Şule Yüksel Şenler’in meşhur Huzur Sokağı romanın uyarlaması olan filmin de baş oyuncuları İzzet Günay ve Türkan Şoray. Vesikalı Yarim’de tüketilen alkol ve girilen evililik dışı cinsel birliktelik miktarı düşünülünce bu bilgiyle insan kendini tuhaf bir durumda buluyor ancak ne olursa olsun toplumda olanı yansıtan sinema nerde nasıl bir taraf alacağına da yine üretim yaptığı topluma göre karar veriyor. Vesikalı Yarim de bu konuda bir istisna değil.

Tam olarak burda konuya filmdeki alkol temsilleri giriyor. İki Akad filminde de (Seninle Ölmek İstiyorum) alkol tüketimi “havalı” bağlamlarda gösterilse de aslında alkol tüketimine karşı eleştirel bir yaklaşım var. Özellikle kadınların içki içmesi olumsuzlanıyor. Karşımıza çıkan tek olumlu yaklaşım insanın sevdiğiyle birlikte içtiği alkol. Aksi takdirde kişileri üzüntülerinden kaçmak için alkole sığınırken görüyoruz.

image
image